Artık yeter! Her konuda güzel manzaralar görmek istiyoruz

Resim
İnsan sırf yazmış olmak için yazar mı? Yazar. Yazar; ama bu yazdıklarını paylaşmanın ne derece doğru olduğunu tartışmak gerekir. Öyle ya, kimsenin zamanını almaya hakkımız yok. Bunu bile bile yazıyorum. İstenirse her yazıdan ders veya ibret alınabilir diye de bir gerekçe uyduruyorum.
Güncel ötesi’ndeki yazılarım aşağı yukarı hep böyle; yani yazmış olmak için…
Klavye başına, hangi konuda ne yazacağımı da bilmeden geçiveriyorum. Önceki yazılarımı okuyan varsa bilir; okumayanlar için tekrar edelim. Bir ülke adını, veya bir kelimeyi Google’ye yazıveriyorum. Çıkanlardan, özellikle fotoğraflardan birini gözüme kestiriyorum ve de oyuna başlıyorum. Bu bir oyalanma; ama dünya da bir oyalanma. Önceki yazılarımda ilginç bilgiler de, tesadüfen dahi olsa sergiledik. Bakalım bugün?
Günümüz gündemini karartan ABD’yi yazmayacağım. Malta Adasını da Man adasını da yazmayacağım. Zaten gündemden kaçıyorum. Onları yazarsam büsbütün çamura saplanırız. Çamur yerine başka bir kelime yazacaktım; ama hak etmeler…

İp gibi mi, demir gibi mi, çelik yay gibi mi?

Sabahattin Gencal ne düşünüyor?

Değerli Ağabeyimiz Avukat Nihat Gencal Bey’in iltifatları bizim için onurdur. Bu iltifatları bir teşvik olarak kabul ediyorum. İltifatları kabullenmek, biliyorum ki hatadır. Ama inşallah iltifatlara layık olmaya çalışırız.

Nihat Ağabeyimiz, sağ olsun yazılarıma yazdığı her yorumda teşviklerini esirgemedi. Aşağıda “Ayna Ayna” başlıklı yazıma yazdığı yorumu sunuyorum:

“Sabahattin Bey, yazılarınızdan öyle anlaşılıyor ki, siz sadece edebiyatçı ve hukukçu değil aynı zamanda bir felsefe adamısınız.

İnsanların hayatına yüzyıllar önce girmiş basit bir eşya olan aynadan, insanların iç dünyasını düşünce ve fikirlerini, ruhsal hallerini değerlendirip gözler önüne sermenizi kutluyorum.

Ve yazılarınızı zevkle okuyup kendi payıma bir şeyler çıkarmaya çalışıyorum. Ancak bu yazılarınızı daha çok kimselerin okuması için medyada yer almanızı çok isterim. Gerçi şu anda medya baskı altında ama senin yazıların kimseyi incitmez. Bilakis takdirle karşılanır. Selam ve sevgiler.” (https://www.facebook.com/nihat.gencal)

Ağabeyimize, nasıl bir cevap yazacağımı, nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum. Hele, kimin yazdığı belli olmayan şu dizeleri yazalım da:

Mazhar-ı feyz olamaz düşmeyecek hâke nebât
Mütevâzı olanı rahmet-i Rahman büyütür.”
Yani;
Tohum toprağa düşmeden feyze kavuşamaz, (cimlenme olmaz) Mütevazı olanı (kibirden uzak olanı) Rahman’ın rahmeti büyütür. [i]

Tohumun toprağa düşmesinin birçok mecazı anlamları olabilir. Bunları geçerek Ağabeyimizin önerisi üzerinde duralım mı?

Nihat Bey, üçüncü defadır, benim medyada yer almamı öneriyor. Yani tohumun toprağa düşmesini istiyor. Ben de istemem mi?

 “O halde?” diyeceksiniz. 
Ben de girişim ve iletişim yok bir kere. Eğer olsaydı gençliğimizde bir yerlere gelmiş olurduk.

Anılardan söz edeyim mi? 
Yaşlılar fazlaca anı anlatıyorlar, okuyucuların da canı sıkılıyor. Onun içindir ki müsaade alarak yazıyorum:

Bir okulda müdürken bir bakanlık müfettişi “Seni Ankara’da görmek isteriz.” demişti. "Sağol" demiştim ona. Ankara, bizim gibileri görmek istemiyor. Gerçekten bizim gibi Kamu yönetimi uzmanlarına, nedense öteden beri yer vermiyorlar.

Yine, rahmetli olan Milli Eğitim Bakanlığı Müfettişlerinden bir arkadaşımız; “Sahneye çık. Sahnedekiler senin çeyreğin etmez…”diyerek iltifatlarda bulunmuş ve yol göstermişti…

Niye sahneye çıkamadık? Niye kozamızı yırtamadık?

Birçok sebep var tabii, ama önemli bulduğumu kısaca anlatayım. Aslında bu yazdıklarımı önceleri de yazmıştım. Ama nerde, ne zaman ve nasıl yazdığımı hatırlamıyorum. Onun için tekrar yapmış oluyorum. Hem Nihat Ağabeyimizin hem de okuyucularımızın bilgisine sunmak içindir bu tekrar:

Askerde, Alay Komutanımız, bir asteğmene içinde benim bulunduğum birkaç asteğmen için “Siz demir gibi doğrusunuz ip gibi doğru olun…” demişti.

“İp gibi doğru olmak”tan ne anlaşıldığını geçiverelim.

TODAİE’de mastır yaparken  “Demir gibi değil çelik yay gibi olun.” demişlerdi. Bu makul gibi idarecilerin çelik yay gibi esneme payları olmalı.

Sözü nerden aldık nereye götürüyoruz?

Ortam bizim gibiler için müsait mi?

Maalesef dün de müsait değildi, bugün hiç değil.

İp gibi olamayacağımıza göre. Sakın, ip kelimesine kafiye yapıp başka bir şey düşünmeyin…

Neyse bu söylediklerim de bahanem olsun.

Yazılarımı, az çok beğeniyorlardı; ama çıtayı böyle yükseltince, korkarım ki bu kez tersi olur. Korktuğumun  başıma gelmemesi için çıtayı mıtayı, kuralı muralı bir tarafa bırakarak samimiyetle yazıyorum:

Az da olsa bloglardaki okuyucularıma yararlı olmak için çabalayacağım.

Çalışma bizden, teşvik sizden, takdir Allah’tan.

Sabahattin Gencal,
Hamidiye-Çekmeköy- İstanbul, 22. 05. 2017







Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kelimeler

En yaşlı zeytin ağacı Hz. İsa ile yaşıt olabilir