70'inde doğuran, ortalama 120 yıl yaşayan, kanser bilmeyen Hunza Türkleri...

Resim
70'inde doğuran ortalama 120 yıl yaşayan kanser bilmeyen Türkler Bu Türkler kansere yakalanmıyor 120 yıl yaşıyor sırrı ise…
Yukarıdaki satırlar dikkatinizi çekti mi?          Desenize, böyle bir giriş kimin dikkatini çekmez?
         Yukarıdaki satırlar benim yazdığımı düşünmüyorsunuz değil mi?
         Peş peşe soru cümlelerini sıralayıp sizi sabırsızlaştırdık mı?
         Merak etmeyin. Sabrın sonu selâmet derler ya… Şimdi yukarıdaki ilginç satırların devamı olan metinden alıntılar var sırada. Sırf sizlerin hatırı için yapıyorum bunu; yoksa önce gezimi anlatacaktım.
         Arada bir, geziye- tabii hayali geziye- çıktığımı biliyorsunuz. Bu günde gezdim… Aman aman gezin sende kalsın diyenler için kısa kesiyorum: Gezdim, gördüm, yazıyorum… Yanlış anlaşılmasın gezi izlenimlerimi ve gözlemleri değil; sadece ve sadece alıntıları:


Hunza Türkleri Hun Türklerinden geliyor. Pakistan ve Hindistan sınırında yaşayan bu insanların çok ilginç bir özelliği var.. Kadınlar 65-70 yaş arasında anne olabi…

En yaşlı zeytin ağacı Hz. İsa ile yaşıt olabilir


600 yıllık 700 yıllık ağaçlar bile meyve verirken bizim meyve veremememiz üzücü. Daha üzücü olanı artık meyve veremeyiz diye zaman zaman umutsuzluğa düşmemizdir.
Biz fikir üretmek yerine başkalarından fikir almayı tercih eder olduk. Çünkü eğitim sistemimizde yaratıcılık yok. Onun için genç kuşakları fazla kınamıyorum; ama kendimi kınıyorum. Çünkü ben 1962’de Erzurum Yavuzselim İlköğretmen Okulundan mezun oldum.
         Eski ismi Pulur İlköğretmen Okulu olan okulumuz köy enstitüsü olarak kurulmuştu.  Köy Enstitüleri, ilkokul öğretmeni yetiştirmek üzere planlanan tamamen Türkiye’ye özgü olan bir eğitim projesiydi. (17 Nisan 1940 tarihli ve 3803 sayılı yasa yürürlüğe girmiş, neredeyse tüm Anadolu’nun okulsuz ve öğretmensiz olduğu gerçeği göz önüne alınarak planlanmıştı.(https://indigodergisi.com/2013/10/koy-enstituleri-projesi-sonlandirilmasaydi/)
1954’de ilköğretmen okuluna çevrildi. Biz de birkaç yıl sonra yatılı olarak bu okula kaydolduk. Enstitünün güzel özelliklerinden biz de payımızı almaya çalıştık. Bu güzel özelliklerden biri de ezberden çok uygulamaya dönük, yapıcı ve yaratıcı çalışma yöntemi ve alışkanlığının verilmesidir.
Dünyaya örnek olarak gösterilen bu okulların kapatılması eğitim sistemimize büyük bir darbe olmuştur.
17 Nisan 2017 gündemi kafamdaki gündemle hiç ama hiç bağdaşmıyor. Nereye gidiyoruz? Bu gidişi durduracak gücümüz maalesef yok.
Güncel ötesine kaçma hazırlığı yaparken  Eski Kültür Bakanlarımızdan Suat Çağlayan’ın   şiirine rastladım nasılsa. Doyurucu bir şiir.
Zeytinden söz ederken  benim ismimle ilgili anılarım, açık deyişle Tin Suresi aklıma geldi. Daha önce sitemde bu konuyu yazmıştım. Kendi kendimden alıntı yaptım.
Bu arada en yaşlı zeytin ağacı ile ilgili bir fotoğraf da buldum Google de. Ben en yaşlı blog yazan değilim belki; ama en yaşlılardan sayılırım herhalde çünkü 74 yaşındayım.
Yukarıda belirttiğim üzere meyve veremiyoruz. Bari başkalarından aldığımız meyvelerden ikram edelim.
Bu arada yedi zeytinle birlikte bir incir yemenin yararlarını öğrendikten sonra ben de yemeye başladığımı söyleyeyim. Ben zayıflamadım; ama çocuklarımın da fark edeceği biçimde güçlendim. İnşallah sözü edilen diğer yararlarını da zamanla görürüz.)
Üç beş şarkıyı karıştırıp söylemeye potpori mi diyorlardı. Peki, şimdi bizim yaptığımıza ne diyeceğiz?
Ne dersek diyelim; ama bazı konuları düşünmekten geri kalmayalım:
·        Bugünün  yani 17 Nisan 2017’nin gündemi iç açıcı değil. Bu eğitim sistemimizin kaliteli olmamasından kaynaklanabilir mi? 17 Nisanda kurulan Köy Enstitüleri kapatılmasaydı böyle olur muydu?
·        Yaşlı emeklilerimiz neden fikir üretemiyorlar? Neden yaşlı ağaçlar kadar bile olamıyoruz?
·        Neden kaliteli beslenme yöntemlerini bilemiyoruz? Neden birçok gıda sakıncalı listesine giriyor?
Sözde güncelin ötesine gidip biraz nefes alacaktık. Meğer…
Ben böyleyim işte. Bazen üç nokta koyarak topu size atıveririm. Şimdi siz okuyun biraz, düşünün biraz…

       Sabahattin Gencal, Hamidiye- Çekmeköy- İstanbul



             'En yaşlı zeytin ağacı Hz. İsa ile yaşıt olabilir'

              Kırkağaç'ta ilk tespit çalışmasında, 1652 yıllık olduğu saptanan zeytin ağacının daha yaşlı olduğu iddiası üzerine karbon testi çalışması başlatıldı.


            Manisa - Turgay Duyar
           Manisa'nın Kırkağaç ilçesinde 1652 yaşında olduğu tespit edilen Türkiye'nin en yaşlı, dünyanın ise meyve veren en yaşlı zeytin ağacının, 2016 yaşında olabileceği tahmin ediliyor.
(http://aa.com.tr/tr/turkiye/en-yasli-zeytin-agaci-hz-isa-ile-yasit-olabilir/513432?amp=1)
            ***
          Akrabamız olan, Boz Hoca diye anılan bir âlim, karşılaştığımız bir gün ismimin manasını sordu bana. Sorunun ardından da kendisi açıklamaya başladı:

           Sabahaddin, Sabah u din: Dinin sabahı: Din konusunda aydınlatıcı... (Hocamıza Allah’tan rahmet dileriz.)

          O günden beri, açık deyişle 16 yaşımdan beri bu konuyu düşünür oldum. Zaten birkaç sene öncesinde de, ismimin anlamını dahi bilmeden öğretmen olmaya karar vermiş ve ilköğretmen okuluna girmiştim.
           (...)
          Emekli olduktan sonra girdiğim bir vakıf okulunda, vakıf başkanı emekli müftü  Abdullah Yazıcı’ya ismimin anlamı konusundaki Osman Boz hocamızın izahını sordum. O da kısa olarak ‘Sabah at tin’den hareketle ‘Tin’suresini hatırlattı bana. (Hocamıza  Allah’tan rahmet diliyoruz.)

          Dini konuların hiçbirinde uzmanlığımız yok, onun için aydınlatıcı olamayız; ama hiç olmazsa kendimiz aydınlanırız diye tefsir derleme çalışmalarına başladım. Birçok tefsir kitabından yararlandığım için çalışmalarım çok ağır gidiyor. Tin suresine gelmeye ömrümüz yetmeyebilir; onun için Tin Suresini ayrıca incelemeye çalıştım. İçtenlikle söyleyelim ki ‘Bu terazi, bu sikleti çekmez.’ Ne var ki bir fikir verebiliriz.

          Tin Suresiyle ilgili kısa alıntılar vereceğiz:

        “İnsan maddî ve manevî en güzel şekilde yaratılmıştır

          “İncire, zeytine, Sina dağına ve şu emin beldeye yemin ederim ki, biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik. Ancak iman edip Salih amel işleyenler müstesna. Onlar için tükenmesi mümkün olmayan ecir vardır” (Tin Suresi, 95/1-8)[vi]

        Allah’a şükürler olsun ki insanoğlu en mükemmel ve en güzel sıfatlarla yaratıldı. Açık deyişle insan akıllı, bilgili, anlayışlı, edebli...vb. eşşiz sıfatlarla yaratıldı. İnsan bu şekilde yaratılışının gereğini yerine getirmezse aşağıların aşağısına indirilmeye mahkümdur. Bu gerçeği akıldan çıkarmamak gerekir. Görevimiz bu gerçeği daima hatırlatmak olmalıdır. En azından kendimiz son nefesimize kadar dikkatli davranarak “İki günümüzün eşit geçmemesi için” çalışmalıyız.

          ***


ZEYTİN AĞACIYIM BEN



Ben,
On bin yaşında bir ermişim.
Ve dünyaya, TUFAN'dan sonra 

                               ilk ben gelmişim.
O gün, bu gün 

Yaşam vermeye çalıştım size zeytinimle yağımla
                               Beğenmediniz
Barışasınız diye ZEYTINDALI gönderdim size
Ak güvercinin ağzında.
                                 Dinlemediniz
Gövdemde  Anadolu kadınına ördüğü,
Güzellikleri sundum size
                                  Baktınız ama görmediniz.
Kısacası, ne kulak verdiniz bana,
ne de sevgi gösterdiniz...


Oysa ki ben,  "ZEYTİN AĞACIYIM"
           Meyvemde yaşam
           Yağımda ışık,
                                Dalımda barış var benim
 Gövdemdeyse gizem
Ben,
tek tanrılı, çok tanrılı, tüm dinlerin kutsal ağacı
Ben,
tüm canlıların baş tacıyım.
Bana bakıp geçmeyin!
                                   Yaklaşın ve beni görün
Çünkü ben,
         KÖKLERİ ÖPÜLESİ ZEYTİN AĞACIYIM.


Prof. Dr. Suat Çağlayan

Mavişehirli Sayın Çağlayan Trabzon doğumludur. A.Ü. Tıp Fakültesini bitirdi. Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü görevinden sonra 21. Dönem İzmir Milletvekili olarak parlementoya girdi. Kültür Bakanlığı görevinde bulundu. "Zeytin Ağaçları" konulu 7 fotoğraf Sergisi açtı.
http://didim-mavisehir.blogspot.com.tr/2012/09/zeytin-agaciyim-ben.html

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kelimeler