70'inde doğuran, ortalama 120 yıl yaşayan, kanser bilmeyen Hunza Türkleri...

Resim
70'inde doğuran ortalama 120 yıl yaşayan kanser bilmeyen Türkler Bu Türkler kansere yakalanmıyor 120 yıl yaşıyor sırrı ise…
Yukarıdaki satırlar dikkatinizi çekti mi?          Desenize, böyle bir giriş kimin dikkatini çekmez?
         Yukarıdaki satırlar benim yazdığımı düşünmüyorsunuz değil mi?
         Peş peşe soru cümlelerini sıralayıp sizi sabırsızlaştırdık mı?
         Merak etmeyin. Sabrın sonu selâmet derler ya… Şimdi yukarıdaki ilginç satırların devamı olan metinden alıntılar var sırada. Sırf sizlerin hatırı için yapıyorum bunu; yoksa önce gezimi anlatacaktım.
         Arada bir, geziye- tabii hayali geziye- çıktığımı biliyorsunuz. Bu günde gezdim… Aman aman gezin sende kalsın diyenler için kısa kesiyorum: Gezdim, gördüm, yazıyorum… Yanlış anlaşılmasın gezi izlenimlerimi ve gözlemleri değil; sadece ve sadece alıntıları:


Hunza Türkleri Hun Türklerinden geliyor. Pakistan ve Hindistan sınırında yaşayan bu insanların çok ilginç bir özelliği var.. Kadınlar 65-70 yaş arasında anne olabi…

“Balığın aklı ağa girince gelirmiş”



İngiliz ve dünya tarihine damga vuran isimlerden Winsiton Churchill’e atfedilen bir söz vardır:
Mealen aktarıyorum: “Ne söylerseniz söyleyin, ne yazarsanız yazın; ama sonunu İngilizlerin hava sanayisinin güçlendirilmesi gerektiğini belirterek bitirin.
Başkalarına öğüt vermek haddim değil; ancak kendi kendime diyorum ki “Ne yazarsan yaz; ama sonunu TBMM’nin fonksiyonunun ve saygınlığının artırılması gerektiğini belirterek bitir.”
Ne yazarsan yaz derken de şu geçiyor aklımdan:
Bazı zamanlar ne yazacağımı bilmeden oturuyorum bilgisayarın başına.
Google’dan bir kelimenin veya kavramın ardından gelen fotoğrafın peşinden gidiyorum. Çok zaman da o fotoğraflar zaten içimde oluyor. Bana göre bir oyun bu. Oyunu da, oyalanmayı da kendime yakıştıramazsam da bir müddet böyle devam etmek istiyorum; çünkü Türkiye’nin kaderini belirleyecek 16 Nisan 2017 Halkoylamasının arifesinde halkımız inanılmaz derecede kandırılıyor. Haftalardır T.C. Anayasa’sının değiştirilmesi düşünülen 18 maddesi dışında anlatılmadık bir şey kalmadı. Beni okuyanlar  az, beni duyanlar pek az; takan desen ise hiç yok. Onun için şimdilik hiç kimseyi eleştirmiyor ve lanetlemiyorum. Bizim işimiz lanetlemek değil, ıslah etmek, öğretmek ve eğitmektir.  Herkesin öğrenmeye ve eğitilmeye çok çok ihtiyacı vardır.
Uzatmadan Orta Amerika yazalım Google ’ye. Yazdık. Görüntülere tıkladık. Birbirinden ilginç, birbirlerinden güzel fotoğraflardan birine de tıkladık. İşte fotoğrafın bulunduğu sayfadan bir alıntı:
Belize-Orta Amerika’nın Sade ve Şirin Ülkesi
Bazılarımız kelimelere yüklenerek bazılarımız ise susarak konuşur. Eğer Belize bir insan olsaydı, muhtemelen, susarak konuşanlardan olurdu. Sade yapısı, tarihi ve doğa harikaları onu yeterince iyi anlatırdı, konuşmasına gerek kalmazdı çünkü.
İlk olarak Mayalar’ın topraklarının bir kısmını içinde bulunduran Belize’ye Amerika’nın keşfinden sonra İspanyollar yerleşmiş. Daha sonra bu topraklara gelen İngilizler, ülkeyi sömürgesi haline getirmiş. Uzun yıllar sömürge olarak yaşayan Belize, 1964 yılında bağımsızlığını elde edebilmiş. Orta Amerika’nın en küçük ikinci ülkesi olan bu ülkenin doğal güzelliklerine, kartpostal karesi olabilecek kadar kendine özgü sokaklarına ve yepyeni bir kültüre hazırsanız, Belize hazırlıklarına başlayabilirsiniz![i]
Şimdi fotoğrafın peşinden mi gidelim yoksa alıntının mı?
Fotoğrafın bana hatırlattıklarını kısaca yazayım:
Oğlum Fuat, evlenmeden önce bir odayı  sanki akvaryum yapmıştı. Bu yetmezmiş gibi kuş kafesi de koymuştu odaya. Çiçekleri sormayın koridorlar dahil her yeri çiçeklerle süslemişti.
İnsana çok güzel geliyor; ama bakımları çok zor, temizlik de çok zor. Rahmetli anneleri katlandı bu zahmetlere.
Çoğul kullanmamın sebebi şu Fuat kendi yuvasına çekilince bu kez küçük oğlum Ahmet de başka başka akvaryumlar almaya başladı…
O günlere dalıp kalmayalım. Balıklar üzerinde de fazla durmayalım. Yalnız Balık Hafızası diye bir sözü açıklamakla yetinelim.
Mit: "Zayıf hafızalı olan insanlara "balık hafızalı" denir, çünkü balıkların 4-5 saniyelik hafızaları vardır. Sonra her şeyi unuturlar."
Gerçek: Balıkların da, diğer tüm hayvanlar gibi kendilerine yetecek kadar uzun bir hafıza kapasiteleri vardır ve bu kapasite, hiçbir türde saniyelerle ölçülemez. Balıkların, aylardan yıllara kadar sürebilen hafızaları bulunmaktadır ve tüm balıklar için geçerli olabilecek, ortak, tek bir sayıdan bahsetmek mümkün değildir.[ii]
İnsanımızı, toplumumuzu balık hafızalı zannediyorlar. Tarihimizi, tarih disiplininden zerrece haberi olmayan kişiler istedikleri gibi anlatırken bir kişi de Allah rızası için yanlışlara işaret etmiyor. Belki de etmek istiyordur; ama Eeeeeyyyyyyy!….Eeeeeeeyyyyyyy! nidaları arasında içinden ancak oyyy, ooooyyyyy diyebiliyordur. Tarih bir tarafa önceki gün söylenenle dün söylene birbirini tutmuyor. Olsun varsın, yeter ki alkışlar eksilmesin…(?)
Biz ne diyebiliriz? Şu kadarını yazsak yeter mi? Baylar bu millet, zannettiğiniz gibi balık hafızalı değildir. Kaldı ki balıkların bile bir hafızası var.
Alıntılarımıza gelince; sade ve şirin Belize’nin İngiliz sömürgesi olduğunu öğreniyoruz. Sömürge konusu üzerinde hiç durmuyoruz. Hamasi nutuklarla mutuklarla halkımızı uyutuyoruz galiba.
Bakın, rastlantılar bize neleri yazdırdı. Halkoyuna sunulan 18 maddenin, başka deyişle ilk dört madde dahil bütün Anayasayı allak bullak edip Kesici’nin dediği gibi Banayasa haline getiren değişikliklerin emperyalist olan gizli ellerin marifeti olduğunu söylüyor değilim. Ben sadece işaret ediyorum. Asıl malumatı Kocasakal’dan alabilirsiniz. Bir tv. Kanalında İstanbul eski Baro Başkanı Sayın Doç. Dr. Ümit Kocasakal,  dün akşam elinde büyük bir dosyadan bu konuyu aktarıyordu.
Ya, biz sözde güncelin ötesine gidecektik. Güncele saplanıp kaldık.
Alıntıdaki ilk cümle dikkatinizi çekti mi bilmem: “Bazılarımız kelimelere yüklenerek bazılarımız ise susarak konuşur.” Ben de bu cümleden hareketle siz değerli okuyucularıma “Yazdıklarımdan çok, yazmadıklarımı, yazamadıklarımı okuyun.”diyorum. Okuyun derken, tabii ki anlayın ve gereğini yapın demek istiyorum.
Yazık oldu bize biliyor musunuz? Kınadığım başıma geliyor hep:
Bazı konuşmacıların “Demek istiyorum ki…” sözleri hoşuma gitmezdi. “Ne söylemek istiyorsan açıkça söyle” derdim içimden. Demek ki olmuyormuş.
“Siz de açıkça yazmazsanız kim yazacak?” diyenleriniz olur mu bilmem. Haklılar; ama beni tanıyanlar bilir, ben elimde kanıt olmadan bir hüküm veremem. Diyeceksiniz ki hiç televizyon dinlemiyor musunuz, duymadınız mı? Ben kulaklarıma da inanamıyorum. “Ben öyle demedim, öyle demek istemedim falan filan diyorlar. Sonra montaj falan da derler. En iyisi ben susayım. Zaten uzun yazdım.
                   Bu yazıya nasıl bir başlık koysak uygun olur?
                   “Balığın bile hafızası vardır” başlığı uygun mu? Değil mi?
Peki,
Balığın aklı ağa girince gelirmiş” atasözüne ne dersiniz.

Aman aman, tuzaklardan korunalım, ağa girmeyelim.

Sabahattin Gencal, Hamidiye, Çekmeköy- İstanbul
                  

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kelimeler

En yaşlı zeytin ağacı Hz. İsa ile yaşıt olabilir